Kategoriler EtkinlikGenel

Başbuğ Alparslan Türkeş’i Kabri Başında Andık

Türk Dünyası ve Ülkücü Hareket’in Başbuğu Merhum Alparslan Türkeş, vefatının 21. Yılında kabri başında Kur’an-ı Kerim tilaveti ve dualarla yad edildi.

  • 6b4af32a-33ca-4f83-b21d-05f873580d1e
  • ea39aa85-0a4a-4604-9e03-b238930afadf
  • 7ce8ca18-664b-419d-bd63-5b944469a538
  • IMG_4742
Kategoriler AçıklamaGenel

25. Dönem Milletvekili Adaylığım

Kamuoyuna

7 Haziran 2015 Pazar Günü gerçekleştirilecek olan 25. Dönem Milletvekili Seçimleri’ne 19 siyasi parti girecektir. Milliyetçi Hareket Partisi de seçimlere girecek 19 partiden biridir.

Her biri sine-i milletten çıkmış, birbirinden nitelikli ve kıymetli, toplumda kabul görmüş 550 aday ülkemizin 81 ilinde, Milliyetçi Hareket Partisi’nden aday gösterilmiştir.

Bende neferi ve mensubu olmaktan şeref duyduğum 46 Yıllık maziye sahip Milliyetçi Hareket Partisi’nden 25. Dönem Genel Seçimlerinde İstanbul 1. Bölgeden Milletvekili Adayı gösterildim.

Tüm gönüldaşlarım gibi bende bu şerefe nail olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu şerefli göreve bizleri aday gösteren liderimiz, Genel Başkanımız Sn. Dr. Devlet Bahçeli Bey’e minnet ve şükranlarımı sunarım.

Ülkemiz ve milletimize hizmet etmek amacıyla çıkmış olduğumuz bu yolda, ülke ve millet sevdalıları olarak girmiş olduğumuz hizmet yarışında birbirinden nitelikli kişiler adaylık başvurusu yapmış ancak 88 kişi aday gösterilebilmiştir. Aday listelerine giremeyen kişi sayısı listelere girenlerin sayısından çok daha fazla olup, listelere giremeyen arkadaşlarımız da en az girenler kadar nitelikli arkadaşlarımızdır.

Ülkemiz çok zor günlerden geçmektedir. Bu zor günlerde mevcut iktidar ülkeyi her açıdan sıkıntıya sokmuş, bölünme tehditleri artmış, devlet kurumları yıpratılmış, yolsuzluk ve usulsüzlükler kurumsallaşmış, gelir dağılımında uçurumlar oluşmuş, adalet sistemi çökmüş ve işsizlik artmıştır.

Böyle bir dönemde benlik duygusundan arınmış bir şekilde ülke ve millet menfaatlerini gözeterek birlik ve beraberliğimize sarılmak zorundayız. Bu şuurla aday listesinde olalım, olmayalım, listenin neresinde olursak olalım hepimiz ilk sıradaki arkadaşlarımızın heyecanıyla Milliyetçi Hareket Partisi iktidarı için çalışmak ve gayret etmek zorundayız. Bende partimizi iktidara taşımak için var gücümle çalışacağım.

Bu duygularla, aday gösterilen tüm arkadaşlarımı kutlar, başarılar dilerim.

Saygı ve sevgilerimle
Rasim Acar

Kategoriler DuyurularGenel

Rasim Acar Baba Oldu

MHP İstanbul 1. Bölge Milletvekili Aday Adayı Rasim Acar’ın 22 Mart 01.05 ‘de bir erkek çocuğu dünyaya geldi. Rasim Acar’ın ilk çocuğu olan bebeğe Efe Cihangir adı verildi.

Kategoriler GenelHaberler

MHP İstanbul Milletvekili Aday Adaylarını Tanıttı

Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanlığı tarafından Haliç Kongre Merkez’inde 28 Mart tarihinde düzenlenen “Bizimle Yürü İstanbul” Başlıklı görkemli toplantıda milletvekili aday adayları sahneye çağrılarak tanıtıldı. MHP İstanbul 1. Bölge Milletvekili Aday Adayı olan Rasim Acar da toplantıya katılarak diğer aday adayları ile sahneye çıktı.

Kategoriler GenelHaberler

Devlet Bahçeli Çanakkale Zaferi Mesajı

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin
18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. Yıldönümü
münasebetiyle yayınladığı mesajı.
18 Mart 2015

100 yıl önce Çanakkale’de, eşi benzeri görülmemiş bir mücadele ruhu, tarihe mühür vurmuş bir müdafaa azmi tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmiştir.

Türk milleti Çanakkale’ye adeta etten duvar örmüş, mütecaviz emel, hedef ve saldırıları can pahasına püskürtmüş, böylelikle tarihin akışını değiştirmiştir.

Kınalı kuzular kanlarıyla destan yazmışlar, vatan, bayrak ve milli namusu lekeletmemişlerdir.

Çanakkale’de iman gücü, var olma sevdası, istiklal aşkı, kardeşlik hissiyatı; batılın elçilerini, küfrün hesap ve heveslerini silindir gibi ezip geçmiştir.

Vatan savunması için bedenlerini siper eden asil millet evlatları birlik, beraberlik ve dayanışma şuuruyla Çanakkale’yi geçilmez yapmışlardır.

En modern silahlar, en ileri savaş araçları, teknolojinin tüm imkan ve kabiliyeti Çanakkale’de tel tel dökülmüş, düşmanca niyetler denizin dibine gömülmüştür.

Buğday kırığından yapılmış çorbalarla öğün geçiren, çamur barınaklarda kalan, içecek su, yiyecek ekmek, giyecek ayakkabı bulmakta zorluk çeken kahramanlarımız imkansızlıklar karşısında asla pes etmemişlerdir.

Çanakkale duanın, direncin, dirilişin, dirayetin, devleşen feragat ve faziletin hiç şüphesiz zirvesi, kartal yuvasıdır.

Türk milleti Çanakkale’de zoru başarmış, iki yüz elli üç bin şehidimiz Çanakkale’yi boydan boya manevi surla çevirmiştir.

Tarih böylesine şanlı ve görkemli bir mücadele bilincine, efsanevi uyanış ve stratejik zafere çok az şahitlik etmiştir.

Elbette Çanakkale şehitlerimizin aziz ve eşsiz bir eseridir.

Toprağın koynuna kefensiz giren yiğitlerimiz, Türk tarihini omuzlamışlar, bağımsız yaşama iradesini sancak gibi sallamışlardır.

Çanakkale’nin her köşesi tertemiz şehit kanlarıyla yoğrulmuş; kaldırılan 215 okkalık top mermileri, Allah Allah nidalarıyla düşman mevzilerini dağıtan milli kudret istikbalimize nefes aldırmıştır.

Hilalin umutları Çanakkale’de tazelenmiş, Türk milleti boyunduruk ve esareti tümden reddetmiştir.

Milli mücadele yıllarında gösterilen atılganlığın arka planında Çanakkale ruhunun kazandırdığı özgüven olduğu da tartışma götürmez bir gerçektir.

Ne mutlu ki, büyük Türk milleti, vatanı, devleti, inancı ve hürriyeti uğruna canını feda edebilecek müstesna evlatlarını bağrından yetiştirebilmiştir.

Yüce dinimiz bu “canından vaz geçme”, “ varlığını kutlu değerler adına terk etme” halini “Şehadet” olarak tanımlamış ve Cenab-ı Allah bu uğurda can verenlerin asla ölmeyeceğini müjdelemiştir.

Aziz şehitlerimizi, bizlerden daha kıymetli yapan, onları kaybetmenin üzüntüsünü yüreklerimizden bir nebze olsun hafifleten ve bizleri teselli eden duygular da “Şehit” olmanın bu çok özel anlamında saklıdır.

Neye mal olursa olsun, şehitlerimizin emaneti bu aziz vatan ilelebet var olacaktır.

Ecdadımızın kutlu bir mirası olan, asırlar içindeki kardeşlik, kaynaşma ve kucaklaşma hasletleriyle yükselen Türk milleti bölücü ve yıkıcı mihrakların keyfine bırakılmayacaktır.

Çözülmeye karşı çare Çanakkale’dir, bölünmeye ve dağılmaya engel Çanakkale emanetidir.

İlhamımız Çanakkale’dir, itibar ve iddiamızın dayanağı muhterem şehitlerimizdir.

Bu düşüncelerle Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. yıldönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere; milli ve manevi değerleri uğruna hayatlarından olmuş bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle, hürmetle yad ediyorum.

Çanakkale’yi düşmana dar eden kahraman nesilden Cenab-ı Allah bin kere razı olsun, yattığı yerleri nurla doldursun.

Kategoriler GenelHaberler

Devlet Bahçeli Basın Toplantısı

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin,
yapmış olduğu basın toplantısı.
17 Mart 2015

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

Sizleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Ülke gündemini işgal eden son siyasi ve ekonomik gelişmeleri değerlendireceğim bugünkü basın toplantısına hepiniz hoş geldiniz.

Sayın Basın Mensupları,

Türkiye, belirsizliklerin kol gezdiği, yüksek risk ve tehlikelerin hakim olduğu kabus dolu bir süreci yaşamaktadır.

Milletimizin gelecek umutları kararmakta, huzur ve selamete açılan tüm yollar kapanmaktadır.

Sorunlar gittikçe yoğunlaşmakta, kutuplaşma gün be gün kemikleşmektedir.

Milli birliğimiz devamlı surette hasar almakta ve hırpalanmaktadır.

AKP hükümeti Türkiye’nin tarihsel yürüyüşünü sakatlamakta, Türk milletine kötülük üstüne kötülük yapmaktadır.

Bu hükümetin miadı dolmuş, son kullanım süresi geçmiştir.

Bu hükümet eskimiş, tükenmiş, yorulmuş ve hurdaya çıkmıştır.

Bir yanda 17-25 Erdoğan diğer yanda Serok Ahmet, bir tarafta İmralı canisi diğer tarafta Kandil Dağı’na çöreklenen bölücü terör çetesi ülkemizin tekerine çomak sokmaktadır.

AKP-PKK işbirliğiyle tecelli eden ihanet ittifakı Türkiye’nin mezarını kazmakta, tarihsel haklarını kazımaktadır.

Demem odur ki, bölücülük furyası, bölünme kampanyası, fitne-fesat kalkışması vatan coğrafyasını baştan ayağa tesiri altına almıştır.

Siyasal açmazlar, Anayasa ihlalleri, dış politikadaki gedikler, ahlaki düşüklükler, hukuk cinayetleri, ekonomik operasyonlar, terör saldırıları, toplumsal gelgitler, sosyolojik ve psikolojik gerilimler Türkiye’yi aşırı yormuş ve bunaltmıştır.

Böyle bir tablo karşısında demokrasinin ayakta kalmasından, siyasi denge ve ekonomik istikrardan bahsetmek de akıl karı görülemeyecektir.

 

Değerli Basın Mensupları,

Maruz kaldığımız onca sorun yetmiyormuş gibi, Cumhurbaşkanı’nın sorunlu ve sorumsuz açıklamaları Türkiye ekonomisini tahminlerin ötesinde zora sokmuştur.

Erdoğan’ın Merkez Bankası’nı pervasızca hedef tahtası yapması, hezeyan dolu sataşmaları ekonomiye ilave külfetler yüklemiştir.

Enflasyon-faiz-kur arasındaki ilişkilere cahilce bakışı ekonomik maliyetleri katlamış, durduk yere dövizin yükselmesine yol açmıştır.

Erdoğan 16 Ocak 2015’ten itibaren yaptığı altı konuşmasında Merkez Bankası’na öfke saçmış, eleştirilerini vatana ihanet noktasına kadar taşımıştır.

Bu zihniyetin, “Ey Merkez Bankası faizi indirmek için neyi bekliyorsun?” sözlerinden “Tatlıya bağlandı.” beyanına kadar özellikle dolar kuru yüzde 14 dolayında değer kazanmıştır.

Erdoğan’ın ateşlediği döviz en başta reel sektöre zarar vermiş, vatandaşlarımızın bütçesini sarsmış, dış borcu çoğaltmış ve makroekonomik parametrelere irtifa kaybettirmiştir.

Dizginlenemeyen kur artışları neticesinde; bilhassa Adana, Gaziantep, Kocaeli ve Kayseri gibi sanayi üretiminde öncü olan illerden iflas ve işten çıkarma haberleri gelmeye başlamıştır.

Piyasalar deyim yerindeyse felç geçirmiştir.

Tarım ve tekstil sektörleri dövizdeki depremden olumsuz şekilde etkilenmiştir.

Sanayi üretimi iyice zayıflamış, durgunluk ve daralma ekonomiyi sırtından vurmuştur.

Siparişler bıçak gibi kesilmiştir.

Borsa yalpalamıştır.

2014’ün Nisan ayında 78,5 olan Tüketici Güven Endeksi 68 puana gerilemiştir.

Kapasite kullanım oranındaki düşüşler ekonomideki tedirginliği gözler önüne sermiştir.

Esnaflarımız cirolarında büyük kayıplar yaşamaktadır.

Kiralık işyerleri sayısında patlama olduğu görülmektedir.

İç talep kan kaybetmekte, vatandaşlarımız temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır.

2014 yılsonu itibariyle 174,5 milyar dolar olan finansal kesim haricindeki firmaların açık pozisyonu uykuları kaçırmaktadır.

Bu firmaların yerli ve yabancı bankalardan aldıkları 242 milyar dolarlık döviz kredisi korku dolu bekleyişleri depreştirmektedir.

Erdoğan’ın yüzünden reel sektör yaklaşık 82 milyar liralık ek bir finansman giderine mahkûm edilmiştir.

Başkanlıktan başka gözü hiçbir şey görmeyen, kendi kariyer planlamasından başka hiçbir gündemi olmayan Erdoğan, Türkiye’ye döviz şoku yaşatmış, milletimizi fakirleştirmiş, ekonomiyi darboğaza itmiştir.

Erdoğan konuştukça kur uçmuştur.

Erdoğan şuursuzluğuna yenilerini ekledikçe dolar kanatlanmış, ihracat erimiş, ithalat pahalanmış, borçlar katlanmıştır.

Nitekim dövizin artmasına rağmen, Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne göre, Ocak ayında ihracat yüzde 9,8; Şubat ayında ise yüzde 13 oranında düşmüştür.

2014 yılında, ihracatın yüzde 44’ü avro, yüzde 47’si dolar ile gerçekleştirilmiştir.

İthalatta ise doların payı yüzde 63 iken, avronun payı yüzde 30 olmuştur.

İhracat pazarlarımızdaki sıkıntı ve sorunlar şüphesiz ki iç kaynaklı olumsuzluklar zincirine, bunalım döngüsüne yeni halkalar ilave etmiştir.

Türkiye’nin en çok gelir elde ettiği otomotiv, hazır giyim ve çelik ihracatı düşmüş, bu kapsamdaki gelirler azalmıştır.

Bu demektir ki, ekonomik büyüme hedeflenin gerisinden kalacak, Türkiye ekonomisi paldır küldür depresyona girecek, adı konulmamış bir krizle karşı karşıya kalacaktır.

Şu hususu da hatırlatmadan geçmek istemiyorum:

Orta Vadeli Program hazırlanırken, 2015 yılı için ortalama dolar kuru 2,29 lira olarak belirlenmiş, hesap ve hedefler buna göre tayin edilmiştir.

Dolardaki bir buçuk aylık fırtınalı dalgalanmadan sonra Orta Vadeli Program henüz Mart ayı dolmadan çökmüştür.

AKP’nin yol haritası yırtılmış, planları havaya uçmuştur.

Aziz milletimiz hükümetin beceriksizliğinin ve öngörüsüzlüğünün kurbanı olmuştur.

Bu çerçevede diyebiliriz ki, Türkiye ekonomisi meçhul akıbetine doğru hızla sürüklenmektedir.

Cari açıkla ilgili tehlikeli durum, yerleşen ve yaygınlaşan yüksek işsizlik, toplumun her kesimini kanser hücresi gibi saran yoksulluk ve ağırlaşan sefalet şartları alarm zilleri çalmaktadır.

2015 Sefalet Endeksi’nde Türkiye’nin dünyanın en kötü dokuzuncu ülkesi olarak ilan edilmesi ne hale getirildiğimizin, nasıl bir kördüğümle yüz yüze olduğumuzun adeta tescilidir.

Ayrıca 2015 yılında hedeflenen yüzde 4’lük ekonomik büyümeye ulaşmanın sadece hayal olduğunu bugünden söylememiz kehanet olarak da görülmemelidir.

Tasarruf-yatırım açığının daha da genişlemesi hem büyümeyi hem işsizliği olumsuz yönde etkileyecektir.

Özetle ifade edecek olursak, AKP’nin ekonomi politikaları vatandaşlarımızı perişan etmiştir.

Erdoğan’ın kimin namına, kimin yararına, kimlerin çıkarına hizmet ettiği az çok belli olan dengesiz ve densiz açıklamaları Türkiye ekonomisini yoğun bakıma sokmuştur.

Kazanan döviz lobisi, karlı çıkan para baronları, servetine servet ilave eden sıcak para tacirleri, karanlık çevrelerdir.

Kazanan rantiyeciler, sevinen faizciler, gülen küresel simsarlar, palazlanan döviz stokçularıdır.

Kazanan dolar milyarderi Erdoğan, cebini dolduran hırsız çetesidir.

Kaybeden ise Türkiye’dir, yoksullaşan Türk milletidir.

Kaşla göz arasında Türkiye’den çekilen 2 milyar dolara yakın döviz miktarı, aynı zamanda emeğimizi ve alın terimizi de götürmüştür.

Dövizin ceremesini 78 milyonun tamamı çekmiştir.

Tüp gaz pahalanmış, ekmek zamlanmış, mutfaklara, sofralara, hanelere, işyerlerine hüzün çökmüştür.

Döviz borçlusu vatandaşlarımızın canı yanmıştır.

Döviz borçlusu firmaların önü kapanmıştır.

Erdoğan’ın yüzünden, hükümetin acziyet ve kötürüm politikalarından Türkiye dara düşmüştür.

Dünya genelinde petrol fiyatları inerken, ülkemizde düzenleme adı altında akaryakıt faturası gün aşırı kabarmıştır.

Vatandaşlarımızı doğrudan ilgilendiren gıda enflasyonu yüzde 16’ya dayanmıştır.

Bu olanların kabul edilir, doğru ve adil hiçbir yanı yoktur.

Dövizdeki patlamayı küresel gelişmelere bağlayan hükümet yanlıştadır.

“Başka ülkelerde de artıyor ne yapalım” diyenler gaflettedir.

Farklı ülkelerde dolardaki artışın geri planında Avrupa Merkez Bankası’nın parasal genişleme politikası, ABD Merkez Bankası FED’in aldığı pozisyon, Uzak Doğu’daki sıcak gelişmeler elbette belirleyicidir.

Fakat Türkiye’nin durumu özeldir ve bu konuda küresel ekonomik iklimden ayrışmaktadır.

Dövizi omuzlayan, sırtında gezdiren, elinden tutan Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Döviz artışına çanak tutan, doların ateşini yükselten AKP’nin ilkesiz, düşüncesiz ve donanımsız hamle ve adımlarıdır.

Devletin tepesinde yaşanan atışma ve anlaşmazlıklar vatandaşlarımıza vahim şekilde sirayet etmiştir.

Erdoğan’ın ekonomi yönetimiyle didişmesi, Merkez Bankası Başkanı ve bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı’nı tahkir etmesi; yanında yöresinde tuttuğu menfaat lobisinin tavsiye ve tazyikiyle gerçekleşmiştir.

Cumhurbaşkanı’nın dünyada indiğini söylediği faiz oranı konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığı, akılsızlığının ve etrafındaki çıkar şebekesinin tuzağına düştüğü anlaşılmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin düşük politika ve piyasa faiz oranlarına düşük enflasyon seviyeleri eşlik etmektedir.

Ne var ki Türkiye’de, Merkez Bankası tarafından belirlenen politika faizi yüzde 7,5 düzeyindeyken piyasa faiz oranları yüzde 8’in üzerinde, enflasyon da yüzde 7,5 civarındadır.

Bunların yanı sıra, akıl hocalarının fısıldamasıyla Merkez Bankası’yla uğraşan Erdoğan, aynı zamanda bu kurumun bağımsızlığını gölgelemiştir.

Enflasyon-faiz arasındaki ilişkileri tersten okuyan Erdoğan artık kriz çıkartan, istikrarsızlık üreten, bunalım icat eden, milletimize zarar ettiren bir konuma alçalmıştır.

Türk milleti bu adama tahammül edemeyecek, etmeyecektir.

Dolardaki artışı tesadüfi bulan Davutoğlu da zırvalamayla meşguldür.

Çelimsiz ve çeyrek Başbakan, siyasi ve ekonomik göstergeleri tersine çevirmek için muazzam bir Türkiye karşıtı kampanyanın varlığına dikkat çekmektedir.

Davutoğlu’na göre kara propaganda ustaları işbaşındadır.

Bizim bildiğimiz bir tek kara propaganda ustası, bir tek de çırağı vardır: Bunlar da Recep Tayyip Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu’dur.

Madem Türkiye karşıtı kampanya var idiyse, Davutoğlu apar topar, üstelik ABD yönetimine bile haber vermeden Newyork’a niye gitmiştir?

Sermaye çekmek, işadamlarını davet etmek için el açmasını, etek öpmesini, yardım dilenmesini nasıl izah edecektir?

Başbakan beyhude yere çırpınmaktadır, zira inandırıcılığı sıfırın altındadır.

Erdoğan’dan yediği çalımlarla defalarca ters köşeye yatan, saraydan kumanda edilen Davutoğlu iflas etmiş bir siyasetçi olup Başbakanlık makamından fiilen ve ahlaken düşmüştür.

Yabancı yatırımcılara şirinlik yapan Başbakan’ın bir defa şunları kafasına sokmasında yarar vardır:

Ekonomik gelişme, ekonomik büyüme iyi işleyen adalet sistemiyle bir bire bağlantılıdır.

Hukukun üstünlüğü korunmadıkça, demokrasinin erdemleri savunulmadıkça yatırım güvenliğinden bahsedilemeyecektir.

Öngörülebilir olmayan, geleceği muammaya teslim edilen hiçbir ülkeye yatırım amaçlı yabancı sermaye gelmeyecektir.

Her şey bir yana, Anayasa’nın askıda olduğu Türkiye’nin ekonomik toparlanması, umut vadetmesi akla da, mantığa da, bilime de aykırıdır.

Demokratik reflekslerin kaybolmaya yüz tuttuğu, muhalefete komploların tertip edildiği, havuz medyasının bin türlü yalanla algı operasyonları düzenlediği bir ülkeye kimsenin ilgi göstermesi beklenmemelidir.

Rüşvet ve yolsuzluğun bu denli yaygınlaştığı, kayırmacılığın, usulsüzlüğün, ilkel dürtülerin bu kadar hakim olduğu Türkiye’nin ekonomik çehresi ancak felaket ve vahametle izah edilebilecektir.

Demokrasi olmadan ekonomik kalkınma olamayacaktır.

Huzur ve emniyet sağlanmadan, yasal ve Anayasal güvenceler herkese eşit uygulanmadan ve dahası hortum iktidarı yönetimden uzaklaştırılmadan ekonomik iyileşme ve kalkınma yalnızca hayallerde mümkündür.

Şu işe bakınız ki, Türkiye’de hukuku takan yoktur.

Türkiye’de Anayasa’ya uyan yoktur.

Türkiye’de etik ve ahlaki yükümlülükleri mesele yapan da yoktur.

Hal böyle olunca zenginleşme nasıl, hangi yollardan temin edilecektir?

Erdoğan’ın ceberut tavırlarına, kural, ölçü, yasa ve vicdan tanımayan üslubuna engel olmadıktan sonra ekonomik güvenlik, ekonomik özgürlük, ekonomik rahatlık, ekonomik yükselme nasıl sağlanacaktır?

Kategoriler GenelHaberler

Devlet Bahçeli Yazılı Basın Açıklaması

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin
“7 Haziran 2015 Pazar Günü Yapılacak 25. Dönem Milletvekilliği Genel Seçimine
Katılmak Maksadıyla Aday Adaylarının Müracaatlarının Başlamasıyla” ilgili
yaptıkları yazılı basın açıklaması.
12 Mart 2015

7 Haziran 2015 Pazar günü yapılacak 25.Dönem Milletvekilli Genel Seçimine 87 günlük bir süre kalmıştır.

Seçim takvimi 10 Mart 2015 gününden itibaren işlemeye başlamıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi saflarında seçime katılmak isteyen değerli arkadaşlarımın aday adaylığı başvuruları ise bugün başlamış olup 18 Mart 2015 Çarşamba günü tamamlanacaktır.

7 Haziran, siyaset ve demokrasi tarihimizin en kritik, en keskin dönemeci ve nirengi noktasıdır.

Türkiye’nin geleceği, milli beka ve beraberlik ülküsü 7 Haziran’da oylanacaktır.

Aziz milletimiz, varlığıyla ilgili tereddüt uyandıran, akıbetiyle ilgili tartışma yaratan tüm işbirlikçi çevrelere, tüm karanlık odaklara, tüm kararmış vicdanlara kalıcı ve etkili bir cevap verecektir.

AKP’nin yönetimi altında geçen 13 yıllık bozgun döneminin, 13 yıllık Fetret Devri’nin son perdesi 7 Haziran’da kapanacak, sahnelenen yıkım ve çözülme senaryoları son nefesini verecektir.

Türkiye AKP’yle daha fazla gidemeyecektir.

Fitnenin, dedikodunun, hıyanetin, haysiyetsizliğin hâkimiyet ve kontrolüne daha fazla tahammül göstermeyecektir.

İktidar partisi ülkemizin tüm kurum ve kurallarını, tüm miras ve emanetlerini çürütmekle meşguldür.

Karşımızdaki ülke tablosu vahamet ve felaket ötesidir.

Kaçak ve karanlık saray yalanın, yasağın, yozlaşmanın ve yolsuzluğun kirli anıtı haline gelmiştir.

AKP her değerimize düşmanca ve ahlaksızca saldırmaktadır.

Devlet kan kaybetmekte, vatan yaralanmakta, millet kimliğinden ve tarihi haklarından arındırılmaktadır.

Nitekim tehdit çok büyüktür.

Türkiye Cumhuriyeti görülmemiş bir zulmün pençesindedir.

Türk milleti eşine benzerine çok az rastlanacak bir zulmetin çarkındadır.

Huzur, sükûnet, esenlik, güvenlik ve toplumsal barış dip yapmıştır.

Cumhurbaşkanlığı makamını şahsi ihtiras ve hesaplarına vasıta yapan Erdoğan, ayırıcı, kutuplaştırıcı ve nifak üreten üslubuyla Türkiye’yi eritmektedir.

AKP lehine 400 milletvekili turuna çıkan bu sahte zihniyet, bir kez daha başörtüsü istismarına sarılmış, yeniden Kabataş mizansenini tedavüle sokmuştur.

Erdoğan Anayasa’yı defalarca çiğneyerek, ettiği yeminleri sayısız kere bozarak suç işlemiş, işgal ettiği makamın ağırlık ve saygınlığına gölge düşürmüştür.

Vicdan sahibi hiç kimse inkar edemeyecektir ki, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı mevkii artık boş ve sahipsizdir.

Başbakanlık makamı ise ortalığa düşmüş, kimin elinde, kimin güdümünde, kimlerin hizmetinde olduğu belli olmuş, belleklere kazınmıştır.

Erdoğan yıllardan beri aynı ezber, aynı takiye ve aynı iftiraları dillendirmekten yorulmamıştır.

Her defasında başörtüsünün arkasına saklanmış, maneviyat sömürüsünden medet ummuş ve çıkar beklemiştir.

Erdoğan yegâne istikrarsızlık ve inkâr unsuru haline gelmiştir.

Havuz medyasında köşe tutmuş asalak ve yandaş yazalar, klavyeyi silah gibi kullanan ak troller, devletin içine yuvalanmış 17-25 Aralık çeteleri, algı operasyonlarıyla milleti kandıran saray şebekeleri Türkiye’nin belini bükmüş, tarihi yürüyüşünü sekteye uğratmıştır.

Bugünkü şartlarda Erdoğan ve hain kadrosunun verdiği hasar ve zarar korkunç seviyelere ulaşmıştır.

Türkiye, AKP’nin fiili darbe ve bölücü dayatmasıyla karşı karşıyadır.

Milli mücadelenin eşsiz bir eser ve armağanı olan Cumhuriyet ağır ve yoğun bir operasyon geçirmektedir.

Kuruluşumuzun ilke ve esasları, kurtuluşumuzun izzet ve iffeti tarumar edilmektedir.

Ne tarafa baksak sorundur, başımızı ne yöne çevirsek bunalım ve buhrandır.

Bu kapsamda hukuk askıda, adalet kenarda, demokrasi ise dışarıdadır.

Erdoğan ve kapı kulları devlete kabus gibi çökmüş, milletin hayati ve tarihi nitelikli dokunulmaz haklarına kahredici şekilde çöreklenmiştir.

Devletin kilit kurumları siyasi şantaj ve emellerin tetikçisidir.

Milli güvenliğimizi teminle sorumlu kuruluşlar Erdoğan’ın oyuncağı, siyasi hafiyesi, bireysel ikbaline hizmetle görevli köksüz bir yapıya büründürülmüştür.

Erdoğan’ın ayak oyunları, MİT’in başındaki şahısla tezgahladığı psikolojik harekat sabır ve sinirleri aşırı ölçüde germiştir.

İmralı’nın sırdaşı, Kandil’in paydaşı, 17-25 Erdoğan’ın sır küpü olan malum kişinin; AKP’den milletvekili adayı oldu oluyor derken bir aylık aradan sonra tekrar eski mevkisine oturtulması kabulü mümkün olmayan ahlaki zafiyettir.

Erdoğan, MİT’i kullanarak gücünü konsolide etmiş, Davutoğlu’nun havasını indirmiş, fason Başbakan’a patronun kim olduğunu ulu orta göstermiştir.

Türkiye tek kişinin elinde ve avucundadır.

Türkiye tek bir kişinin totaliter ve despotik heveslerinin tesirindedir.

Bu devran bitmelidir, yoksa Türkiye kepenk indirecektir.

Eğer ki, AKP komplosu, AKP tezgahı sonlanmazsa Türkiye Cumhuriyeti can çekişerek tarihten silinecek, Türk milleti kanlı bir iç kavgayla hem vatanından hem de varlığından olacaktır.

Tehlike bu kadar yakın ve görünürdür.

Milliyetçi Hareket Partisi sorumluluğun fevkinde bir azim ve şuurla demokratik mücadelesini heyecanla ifa ve icra etmektedir.

Türkiye bölücülere, hırsızlara, rüşvetçilere, AKP-PKK işbirliğine, küresel komplolara, Kürdistan sevdalılarına ve Türklük hasımlarına kesinlikle bırakılmayacaktır.

Partimizin 21 Mart 2015 Cumartesi günü yapacağı 11. Olağan Büyük Kurultayı yeni baştan dirilişin, yeniden silkinişin, Nevruz’la birlikte büyük bir uyanışın ve kucaklaşmanın miladı olacaktır.

Gelecek hafta Türk milletinin kalbi Ankara’da atacaktır.

Aziz milletim endişe etmesin, Milliyetçi Hareket Partisi Çanakkale ruhuyla, Sakarya kararlılığıyla, Büyük Taarruz inancıyla, İstiklal Marşı’nda ifadesini bulan ‘Korkma’ seslenişiyle iç ve dış kuşatmayı yaracaktır.

Bundan sonrasını Erdoğan düşünmeli, olacakları Davutoğlu hesap etmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi 21 Mart’ta; verilecek toprağımızın olmadığını, kaybedecek insanımızın, çizilecek sınırımızın bulunmadığını dünyaya ilan edecektir.

Bu bir niyet beyanı değil, can pahasına tutulacak milli bir yeminin tebliğ ve açıklamasıdır.

Unutulmamalıdır ki;

Kalemi kiralanmış sözde yazarlara,

Üniversite zeminini kullanmaya çalışan fırsatçı mihraklara,

Siparişle sonuç çıkartan araştırma şirketlerine,

Güdümlü rapor üreten sözde düşünce kuruluşlarına,

Ecdadımıza hakaret eden kadrolu sahte aydınlara,

Menfaat bağı ile göbeklerinden bağlanmış medya kanallarına,

Sözde sivil toplum kuruluşu adıyla boy gösteren işbirlikçilere,

Devletin resmi medya kurumunu işgal etmiş kokuşmuş zihniyet temsilcilerine rağmen Milliyetçi Hareket Partisi ihanete mızrak gibi saplanacaktır.

Bu cesaret dolu duruşumuz; yaşanmış Türk asırlarının bize yüklediği kutlu bir vazife, bin yıllık kardeşliğin beklediği ve özlediği mertliktir.

Türkiye’nin hiçbir hakkından geri adım atılmayacaktır.

Asırlar içinde kaynaşmış, kökleşmiş ve kimliğini bulmuş büyük Türk milletinden AKP istedi, PKK önerdi, batılın bekçileri zorladı diye ödün verilmeyecektir.

Kararımız kesindir.

Bu düşüncelerle 25. Dönem Milletvekilli Genel Seçimine katılmak için partimizden aday adayı müracaatlarını yapan ve yapacak olan bütün arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

Cenab-ı Allah yar ve yardımcımız olsun diyorum.18