Devlet Bahçeli Basın Toplantısı

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin,
yapmış olduğu basın toplantısı.
17 Mart 2015

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

Sizleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Ülke gündemini işgal eden son siyasi ve ekonomik gelişmeleri değerlendireceğim bugünkü basın toplantısına hepiniz hoş geldiniz.

Sayın Basın Mensupları,

Türkiye, belirsizliklerin kol gezdiği, yüksek risk ve tehlikelerin hakim olduğu kabus dolu bir süreci yaşamaktadır.

Milletimizin gelecek umutları kararmakta, huzur ve selamete açılan tüm yollar kapanmaktadır.

Sorunlar gittikçe yoğunlaşmakta, kutuplaşma gün be gün kemikleşmektedir.

Milli birliğimiz devamlı surette hasar almakta ve hırpalanmaktadır.

AKP hükümeti Türkiye’nin tarihsel yürüyüşünü sakatlamakta, Türk milletine kötülük üstüne kötülük yapmaktadır.

Bu hükümetin miadı dolmuş, son kullanım süresi geçmiştir.

Bu hükümet eskimiş, tükenmiş, yorulmuş ve hurdaya çıkmıştır.

Bir yanda 17-25 Erdoğan diğer yanda Serok Ahmet, bir tarafta İmralı canisi diğer tarafta Kandil Dağı’na çöreklenen bölücü terör çetesi ülkemizin tekerine çomak sokmaktadır.

AKP-PKK işbirliğiyle tecelli eden ihanet ittifakı Türkiye’nin mezarını kazmakta, tarihsel haklarını kazımaktadır.

Demem odur ki, bölücülük furyası, bölünme kampanyası, fitne-fesat kalkışması vatan coğrafyasını baştan ayağa tesiri altına almıştır.

Siyasal açmazlar, Anayasa ihlalleri, dış politikadaki gedikler, ahlaki düşüklükler, hukuk cinayetleri, ekonomik operasyonlar, terör saldırıları, toplumsal gelgitler, sosyolojik ve psikolojik gerilimler Türkiye’yi aşırı yormuş ve bunaltmıştır.

Böyle bir tablo karşısında demokrasinin ayakta kalmasından, siyasi denge ve ekonomik istikrardan bahsetmek de akıl karı görülemeyecektir.

 

Değerli Basın Mensupları,

Maruz kaldığımız onca sorun yetmiyormuş gibi, Cumhurbaşkanı’nın sorunlu ve sorumsuz açıklamaları Türkiye ekonomisini tahminlerin ötesinde zora sokmuştur.

Erdoğan’ın Merkez Bankası’nı pervasızca hedef tahtası yapması, hezeyan dolu sataşmaları ekonomiye ilave külfetler yüklemiştir.

Enflasyon-faiz-kur arasındaki ilişkilere cahilce bakışı ekonomik maliyetleri katlamış, durduk yere dövizin yükselmesine yol açmıştır.

Erdoğan 16 Ocak 2015’ten itibaren yaptığı altı konuşmasında Merkez Bankası’na öfke saçmış, eleştirilerini vatana ihanet noktasına kadar taşımıştır.

Bu zihniyetin, “Ey Merkez Bankası faizi indirmek için neyi bekliyorsun?” sözlerinden “Tatlıya bağlandı.” beyanına kadar özellikle dolar kuru yüzde 14 dolayında değer kazanmıştır.

Erdoğan’ın ateşlediği döviz en başta reel sektöre zarar vermiş, vatandaşlarımızın bütçesini sarsmış, dış borcu çoğaltmış ve makroekonomik parametrelere irtifa kaybettirmiştir.

Dizginlenemeyen kur artışları neticesinde; bilhassa Adana, Gaziantep, Kocaeli ve Kayseri gibi sanayi üretiminde öncü olan illerden iflas ve işten çıkarma haberleri gelmeye başlamıştır.

Piyasalar deyim yerindeyse felç geçirmiştir.

Tarım ve tekstil sektörleri dövizdeki depremden olumsuz şekilde etkilenmiştir.

Sanayi üretimi iyice zayıflamış, durgunluk ve daralma ekonomiyi sırtından vurmuştur.

Siparişler bıçak gibi kesilmiştir.

Borsa yalpalamıştır.

2014’ün Nisan ayında 78,5 olan Tüketici Güven Endeksi 68 puana gerilemiştir.

Kapasite kullanım oranındaki düşüşler ekonomideki tedirginliği gözler önüne sermiştir.

Esnaflarımız cirolarında büyük kayıplar yaşamaktadır.

Kiralık işyerleri sayısında patlama olduğu görülmektedir.

İç talep kan kaybetmekte, vatandaşlarımız temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır.

2014 yılsonu itibariyle 174,5 milyar dolar olan finansal kesim haricindeki firmaların açık pozisyonu uykuları kaçırmaktadır.

Bu firmaların yerli ve yabancı bankalardan aldıkları 242 milyar dolarlık döviz kredisi korku dolu bekleyişleri depreştirmektedir.

Erdoğan’ın yüzünden reel sektör yaklaşık 82 milyar liralık ek bir finansman giderine mahkûm edilmiştir.

Başkanlıktan başka gözü hiçbir şey görmeyen, kendi kariyer planlamasından başka hiçbir gündemi olmayan Erdoğan, Türkiye’ye döviz şoku yaşatmış, milletimizi fakirleştirmiş, ekonomiyi darboğaza itmiştir.

Erdoğan konuştukça kur uçmuştur.

Erdoğan şuursuzluğuna yenilerini ekledikçe dolar kanatlanmış, ihracat erimiş, ithalat pahalanmış, borçlar katlanmıştır.

Nitekim dövizin artmasına rağmen, Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne göre, Ocak ayında ihracat yüzde 9,8; Şubat ayında ise yüzde 13 oranında düşmüştür.

2014 yılında, ihracatın yüzde 44’ü avro, yüzde 47’si dolar ile gerçekleştirilmiştir.

İthalatta ise doların payı yüzde 63 iken, avronun payı yüzde 30 olmuştur.

İhracat pazarlarımızdaki sıkıntı ve sorunlar şüphesiz ki iç kaynaklı olumsuzluklar zincirine, bunalım döngüsüne yeni halkalar ilave etmiştir.

Türkiye’nin en çok gelir elde ettiği otomotiv, hazır giyim ve çelik ihracatı düşmüş, bu kapsamdaki gelirler azalmıştır.

Bu demektir ki, ekonomik büyüme hedeflenin gerisinden kalacak, Türkiye ekonomisi paldır küldür depresyona girecek, adı konulmamış bir krizle karşı karşıya kalacaktır.

Şu hususu da hatırlatmadan geçmek istemiyorum:

Orta Vadeli Program hazırlanırken, 2015 yılı için ortalama dolar kuru 2,29 lira olarak belirlenmiş, hesap ve hedefler buna göre tayin edilmiştir.

Dolardaki bir buçuk aylık fırtınalı dalgalanmadan sonra Orta Vadeli Program henüz Mart ayı dolmadan çökmüştür.

AKP’nin yol haritası yırtılmış, planları havaya uçmuştur.

Aziz milletimiz hükümetin beceriksizliğinin ve öngörüsüzlüğünün kurbanı olmuştur.

Bu çerçevede diyebiliriz ki, Türkiye ekonomisi meçhul akıbetine doğru hızla sürüklenmektedir.

Cari açıkla ilgili tehlikeli durum, yerleşen ve yaygınlaşan yüksek işsizlik, toplumun her kesimini kanser hücresi gibi saran yoksulluk ve ağırlaşan sefalet şartları alarm zilleri çalmaktadır.

2015 Sefalet Endeksi’nde Türkiye’nin dünyanın en kötü dokuzuncu ülkesi olarak ilan edilmesi ne hale getirildiğimizin, nasıl bir kördüğümle yüz yüze olduğumuzun adeta tescilidir.

Ayrıca 2015 yılında hedeflenen yüzde 4’lük ekonomik büyümeye ulaşmanın sadece hayal olduğunu bugünden söylememiz kehanet olarak da görülmemelidir.

Tasarruf-yatırım açığının daha da genişlemesi hem büyümeyi hem işsizliği olumsuz yönde etkileyecektir.

Özetle ifade edecek olursak, AKP’nin ekonomi politikaları vatandaşlarımızı perişan etmiştir.

Erdoğan’ın kimin namına, kimin yararına, kimlerin çıkarına hizmet ettiği az çok belli olan dengesiz ve densiz açıklamaları Türkiye ekonomisini yoğun bakıma sokmuştur.

Kazanan döviz lobisi, karlı çıkan para baronları, servetine servet ilave eden sıcak para tacirleri, karanlık çevrelerdir.

Kazanan rantiyeciler, sevinen faizciler, gülen küresel simsarlar, palazlanan döviz stokçularıdır.

Kazanan dolar milyarderi Erdoğan, cebini dolduran hırsız çetesidir.

Kaybeden ise Türkiye’dir, yoksullaşan Türk milletidir.

Kaşla göz arasında Türkiye’den çekilen 2 milyar dolara yakın döviz miktarı, aynı zamanda emeğimizi ve alın terimizi de götürmüştür.

Dövizin ceremesini 78 milyonun tamamı çekmiştir.

Tüp gaz pahalanmış, ekmek zamlanmış, mutfaklara, sofralara, hanelere, işyerlerine hüzün çökmüştür.

Döviz borçlusu vatandaşlarımızın canı yanmıştır.

Döviz borçlusu firmaların önü kapanmıştır.

Erdoğan’ın yüzünden, hükümetin acziyet ve kötürüm politikalarından Türkiye dara düşmüştür.

Dünya genelinde petrol fiyatları inerken, ülkemizde düzenleme adı altında akaryakıt faturası gün aşırı kabarmıştır.

Vatandaşlarımızı doğrudan ilgilendiren gıda enflasyonu yüzde 16’ya dayanmıştır.

Bu olanların kabul edilir, doğru ve adil hiçbir yanı yoktur.

Dövizdeki patlamayı küresel gelişmelere bağlayan hükümet yanlıştadır.

“Başka ülkelerde de artıyor ne yapalım” diyenler gaflettedir.

Farklı ülkelerde dolardaki artışın geri planında Avrupa Merkez Bankası’nın parasal genişleme politikası, ABD Merkez Bankası FED’in aldığı pozisyon, Uzak Doğu’daki sıcak gelişmeler elbette belirleyicidir.

Fakat Türkiye’nin durumu özeldir ve bu konuda küresel ekonomik iklimden ayrışmaktadır.

Dövizi omuzlayan, sırtında gezdiren, elinden tutan Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Döviz artışına çanak tutan, doların ateşini yükselten AKP’nin ilkesiz, düşüncesiz ve donanımsız hamle ve adımlarıdır.

Devletin tepesinde yaşanan atışma ve anlaşmazlıklar vatandaşlarımıza vahim şekilde sirayet etmiştir.

Erdoğan’ın ekonomi yönetimiyle didişmesi, Merkez Bankası Başkanı ve bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı’nı tahkir etmesi; yanında yöresinde tuttuğu menfaat lobisinin tavsiye ve tazyikiyle gerçekleşmiştir.

Cumhurbaşkanı’nın dünyada indiğini söylediği faiz oranı konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığı, akılsızlığının ve etrafındaki çıkar şebekesinin tuzağına düştüğü anlaşılmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin düşük politika ve piyasa faiz oranlarına düşük enflasyon seviyeleri eşlik etmektedir.

Ne var ki Türkiye’de, Merkez Bankası tarafından belirlenen politika faizi yüzde 7,5 düzeyindeyken piyasa faiz oranları yüzde 8’in üzerinde, enflasyon da yüzde 7,5 civarındadır.

Bunların yanı sıra, akıl hocalarının fısıldamasıyla Merkez Bankası’yla uğraşan Erdoğan, aynı zamanda bu kurumun bağımsızlığını gölgelemiştir.

Enflasyon-faiz arasındaki ilişkileri tersten okuyan Erdoğan artık kriz çıkartan, istikrarsızlık üreten, bunalım icat eden, milletimize zarar ettiren bir konuma alçalmıştır.

Türk milleti bu adama tahammül edemeyecek, etmeyecektir.

Dolardaki artışı tesadüfi bulan Davutoğlu da zırvalamayla meşguldür.

Çelimsiz ve çeyrek Başbakan, siyasi ve ekonomik göstergeleri tersine çevirmek için muazzam bir Türkiye karşıtı kampanyanın varlığına dikkat çekmektedir.

Davutoğlu’na göre kara propaganda ustaları işbaşındadır.

Bizim bildiğimiz bir tek kara propaganda ustası, bir tek de çırağı vardır: Bunlar da Recep Tayyip Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu’dur.

Madem Türkiye karşıtı kampanya var idiyse, Davutoğlu apar topar, üstelik ABD yönetimine bile haber vermeden Newyork’a niye gitmiştir?

Sermaye çekmek, işadamlarını davet etmek için el açmasını, etek öpmesini, yardım dilenmesini nasıl izah edecektir?

Başbakan beyhude yere çırpınmaktadır, zira inandırıcılığı sıfırın altındadır.

Erdoğan’dan yediği çalımlarla defalarca ters köşeye yatan, saraydan kumanda edilen Davutoğlu iflas etmiş bir siyasetçi olup Başbakanlık makamından fiilen ve ahlaken düşmüştür.

Yabancı yatırımcılara şirinlik yapan Başbakan’ın bir defa şunları kafasına sokmasında yarar vardır:

Ekonomik gelişme, ekonomik büyüme iyi işleyen adalet sistemiyle bir bire bağlantılıdır.

Hukukun üstünlüğü korunmadıkça, demokrasinin erdemleri savunulmadıkça yatırım güvenliğinden bahsedilemeyecektir.

Öngörülebilir olmayan, geleceği muammaya teslim edilen hiçbir ülkeye yatırım amaçlı yabancı sermaye gelmeyecektir.

Her şey bir yana, Anayasa’nın askıda olduğu Türkiye’nin ekonomik toparlanması, umut vadetmesi akla da, mantığa da, bilime de aykırıdır.

Demokratik reflekslerin kaybolmaya yüz tuttuğu, muhalefete komploların tertip edildiği, havuz medyasının bin türlü yalanla algı operasyonları düzenlediği bir ülkeye kimsenin ilgi göstermesi beklenmemelidir.

Rüşvet ve yolsuzluğun bu denli yaygınlaştığı, kayırmacılığın, usulsüzlüğün, ilkel dürtülerin bu kadar hakim olduğu Türkiye’nin ekonomik çehresi ancak felaket ve vahametle izah edilebilecektir.

Demokrasi olmadan ekonomik kalkınma olamayacaktır.

Huzur ve emniyet sağlanmadan, yasal ve Anayasal güvenceler herkese eşit uygulanmadan ve dahası hortum iktidarı yönetimden uzaklaştırılmadan ekonomik iyileşme ve kalkınma yalnızca hayallerde mümkündür.

Şu işe bakınız ki, Türkiye’de hukuku takan yoktur.

Türkiye’de Anayasa’ya uyan yoktur.

Türkiye’de etik ve ahlaki yükümlülükleri mesele yapan da yoktur.

Hal böyle olunca zenginleşme nasıl, hangi yollardan temin edilecektir?

Erdoğan’ın ceberut tavırlarına, kural, ölçü, yasa ve vicdan tanımayan üslubuna engel olmadıktan sonra ekonomik güvenlik, ekonomik özgürlük, ekonomik rahatlık, ekonomik yükselme nasıl sağlanacaktır?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir