TBMM Grup Toplantısı Konuşması.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin,
TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma.
3 Mart 2015

 

Muhterem Milletvekilleri,

Değerli Misafirler,

Sayın Basın Mensupları,

Yeni bir grup toplantımızda daha sizlerle buluşmanın kıvancını yaşıyorum.

Sözlerimin başında güzide heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ülkemiz karanlık bir tüneldedir.

Başbakan aklınca selamlaşma kampanyası başlatsa da, insanlarımızın arasına nifak girmekte, selam sabah kesilmektedir.

Milletimiz kararmış vicdanların elindedir.

Vatanımız korkakların, kanlı ve terörist niyetlerin güdümündedir.

Geri çekilmeler başarı olarak takdim edilmektedir.

Etrafımızdaki çember giderek daralmaktadır.

Önümüz engebelerle dolu, geleceğimiz risklerle çevrilidir.

İç huzurumuz, toplumsal barış ve asayişimiz soluk alamamaktadır.

Her değerimize saldırılmaktadır.

Her emanetimize sataşılmaktadır.

Her günümüz zulümle geçmektedir.

Milletimiz suçlanmaktadır.

Dilimiz sulandırılmaktadır.

Türklük sorgudadır.

Kimliğimiz ve egemenlik haklarımız sallantıdadır.

Bayrağımız yarım kafalıların, yandaş ve yalakalıktan tam not almış müfrezelerin hücumuna uğramaktadır.

Hangi zaviyeden bakarsak bakalım, Türkiye iyi durumda değildir.

Gelişmeleri hangi dünya görüşüyle yorumlarsak yorumlayalım, Türk milletinin akıbeti iç açıcı görülemeyecektir.

AKP, 13 yıl içinde ülkemizin posasını çıkarmıştır.

AKP, 13 yılda milli bekanın üzerine kabus gibi çökmüştür.

AKP; umut katili, güven hasmı, doğruluk karşıtı, huzur muhalifidir.

Ahlaka en ağır darbeyi indirenler iktidardadır.

Adalete en vahşi muameleyi reva görenler iktidardadır.

Yolsuzluk ve yoksulluk illetini azdıranlar gene iktidardadır.

İktidardaki kara parti, Türkiye’nin aleyhine ne varsa sahiplenmiştir.

Hayatın her alanı yıkım ve yozlaşmanın tesir ve kapanındadır.

Vatanımızın her yöresi yalanın, şirkin ve gayri meşru heveslerin gölgesindedir.

Devletimizin her kurumu, bizi ayakta tutan her kültürel miras çürümektedir.

Varlığımız yakın tehditlerle sarsılmaktadır.

Nitekim vaziyet çok ama çok kötüdür.

Milletimizi bir arada tutan, tarihsel devamlılığına anlam ve değer katan kıymet hükümleri AKP aracılığıyla tahrip ve talan edilmektedir.

Terörü İmralı’dan yöneten eşkıya başı hayal dahi edemeyeceği bir konum ve duruma yükseltilmiştir.

Bölücü örgüt jestlerle dirilmiş, tavizlerle silahlanmış, pazarlıklarla Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısına sanki muadili bir güç, sanki eşit bir muhatabı gibi dikilmiştir.

AKP, PKK’yı omuzunda taşımış, havalarda gezdirmiştir.

AKP, PKK’ya ruhunu kaptırmış, irade ve iffetini devretmiştir.

Kandil hayranlığı AKP’nin aklını almış ve afallatmıştır.

AKP İmralı’nın izbeliklerinde kayıplara karışmış, şeref ve namusla yollarını çatallaştırarak ihanet katarına çoktan eklemlenmiştir.

Görüyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bir teröristin, bir katilin, bir sabıkalı bölücünün 10 maddelik ihanet metnini çözüm diye sunmaktadır.

Davutoğlu inanmadığı halde hala ortak aidiyet telaffuzuyla avunmakta, bize de çağrıda bulunmaktadır.

Şehitlerimizin istismarı ya da hepimiz için kutsal olan kavramlar üzerinden siyaset geliştirmemiz halinde kaybedenin biz olacağını söylemektedir.

İstismar AKP’ye has bir ilkelliktir.

Takiyenin kime yakıştığı da bellidir.

Davutoğlu unutmasın ki, eğer milletimiz kazanacaksa, eğer milletimiz huzura kavuşacaksa biz kaybetmeye ve yanılmaya baştan razıyız.

Ama hiç de böyle olmayacaktır.

İmralı canisinin sözlerine dikkat kesilen vicdanlı, milliyetçi-vatansever yürekler yaklaşan fırtınayı hissetmektedir.

Her bir maddesi musibet, her bir maddesi melanet, her bir maddesi mahvoluş demek olan ihanet metni, Dolmabahçe Sarayı’ndaki Başbakanlık Ofisi’nde rahat koltuklarına kurulan müflis şahsiyetlerce açıklanmıştır.

Neymiş, PKK olağanüstü kongre toplayıp silah bırakacakmış.

Neymiş, barış gelecek, demokratik siyasetin önü açılacakmış.

Öncelikle söylemek istediğim şudur:

Sevr Antlaşması’na da barış diyorlardı ve Türk milletine nasıl bir cehennemi yaşatacağı da herkesin malumuydu.

İmralı canisinin hazırlayıp Kandil çetesinin ihtiyatla paraf ettiği 10 maddelik ihanet metni; Türkiye Cumhuriyeti’nin çöküş belgesi, varoluşunu inkar beyannamesidir.

Bu, niyet beyanı değil, nimet bilmezliğin tezahürüdür.

30 Ekim 1918’de, Mondros Liman’ında imzalanan 25 maddeden mütevellit mütareke şartları neyse 28 Şubat 2015 tarihinde ilan edilen ihanet mutabakatı aynısıdır.

AKP, PKK’yla mütareke yapmış, müzakereye hız vermiştir.

10 Ağustos 1920’de tarihe kirli bir paçavra gibi düşen ve Türkiye’nin ölüm ve imha belgesi olan 433 maddelik Sevr Antlaşmasıyla, 28 Şubat 2015’teki ihanet metni arasında esasta hiçbir fark yoktur.

Sevr’i imzalayacak kadar küçülen Hadi Paşa, Tevfik Bey ve Reşad Halis Bey’den oluşan üçlü kadroyla, AKP’yi temsilen PKK-HDP bloğunun karşısına oturan üç şahsiyetin yolları 95 yıl sonra tıpkısıyla kesişmiştir.

Şark Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa, 17 Ağustos 1920’de Erzurum’dan Büyük Millet Meclisi’ne çektiği telgrafta Sevr’i imzalayanlarla ilgili özet olarak şunları söylemişti:

“Vatansız, vicdansız üç serserinin, yine kendileri gibi millet ve vatanla alakası olmayan bir kaç kişi namına barış antlaşmasını imza ettiklerini ajansta gördük.

Türkiye’nin hayatı mevcudiyetini söndüren bu zalim antlaşmanın imza edilmesine karar ve rey veren esamileri malum kişilerin ve antlaşma metnine vazı imza edenlerin ihaneti vataniye ile ittiham olunmasını ve haklarında hükmü gıyabi verilmesini, bu vatansızların isimlerinin her yerde lanetle yad edilmesinin ilan ve tamim olunmasını arz ve teklif eylerim.”

Aziz milletim, AKP’ye oy veren kardeşlerim lütfen düşününüz; diz boyu olan rezaletlere, bacayı saran düşmanlıklara nasıl suskun kalalım?

Türkiye parçalanıp, millet bölünüp, vatan satılırken hareketsiz mi kalalım?

Çözüm isimli çözülme etaplarını, barış makyajlı batış ve bayağılık manifestosunu iyi ve güzel şeyler oluyor diyerek alttan mı alalım?

Her dağa çıkan 30 yılda hükmünü geçirecekse, sözünü dinletip dayatmalarını kabullendirecekse, Türk milletinin payidarlığını, ırz-ı devleti, şeref-i devleti nasıl teminat altına alıp ilelebet muhafaza edeceğiz?

Bundan sonra önüne gelen silahlanıp bir dağ köşesini, bir yol ağzını tutarsa, değerli arkadaşlarım söyleyiniz, onlara da teslim mi olacağız, saraylara buyur mu edeceğiz? Ne yapacağız, neyde karar kılacağız?

Haysiyetini çıkarlarıyla değiştirmiş,  yetmemiş, üste de milli emanetleri vaat etmiş AKP; eşkıyanın meydan okumasına, bölücülüğün hain isteklerine tamam demiş, olur vermiştir.

Sevr’in kalıntıları, haçlı hesap ve özlemleri AKP’ye hulul etmiştir.

Entrikacılar Türkiye’yi kefene sarmak için yola çıkmıştır.

İkiyüzlüler Türk milletini kafa kola almak için hizaya geçmiştir.

Nefsinin selametini arayan, vicdan vidaları gevşemiş ehl-i salipler bağrımıza ateş düşürmek amacıyla yorgun-argın yürüyen haçlı birlikleri gibi harekete geçmiştir.

Eğilene tekme sallayan, dikleşen ve diretene yalvaran, yakaran ve esas duruşa geçen siyasi menfaat şebekesi ufkumuzu kirletmeye odaklanmıştır.

Küstahlığın zirvesinde bağdaş kurup millete sövüp sayanlar harıl harıl, vızır vızır küfrün destanını yazmaya koyulmuşlardır.

1919’lu yıllarda kalpak çiğneyen İngiliz zabitiyle, süngü dayayan Fransız lejyoneriyle, çarşaf yırtan Rum palikaryasıyla, karın deşen Ermeni militanıyla AKP-PKK’nın ne farkı kalmıştır?

Mübalağasız diyebiliriz ki, bunların hepsi aynı pis muhitin mahsulleridir.

Bunların hepsi aynı çarpıklığın ümidi, aynı alçaklığın üretimi, aynı defolu imalatın yan ürünüdür.

 

Değerli Milletvekilleri,

AKP’nin PKK’ya iltifat yağdırması ve ihya yarışına girmesi gönül gözünün kapandığına, siyasi basiret kanallarının tıkandığına açık delildir.

İktidar partisi bölücülerin umut kapısı mevkiini kendisine yakıştırmıştır.

AKP, PKK’ya yılışmış, onursuzca Kandil ve İmralı eşiklerine yüz sürmüştür.

Bir yanda bulanık suda balık avlama merakıyla MHP’yle HDP’yi yan yana gösterme ayıbına soyunan Davutoğlu, diğer yanda HDP’nin nüfusuna kaşla göz arasında adını yazdırmıştır.

AKP-PKK-HDP ve Dolmabahçe’deki sahneleri iyimserlikle karşılayıp PKK’yı taraf gören CHP saf saf, öbek öbek Türkiye’nin karşısına dizilmişlerdir.

İmralı canisi sonunda saraylara kadar fiilen gelmiş, mesajlarını Başbakanlık ofisinde okutmuştur.

Caninin teklif ve tehdit dolu sözlerine AKP taşıyıcı bedenlik yapmıştır.

Hükümet teröristlere kucak açmış, kulak kabartmış, kumandayı uzatmış, kulvarı boşaltmıştır.

Kumpas tüm yönleriyle deşifre olmuştur.

Milletimizin içine yuvarlandığı tezgah vasat bulmuştur.

İhanetin kravatlı kravatsız aktörleri sobelenmiştir.

AKP-PKK koalisyonun karanlıkta kalan noktaları vuzuha ermiştir.

Öyle ki, AKP-PKK müştereken Türkiye’yi kundaklamış ve kuşatmıştır.

Bebek katilinin 10 maddelik ihanet metni şiir dinletisi gibi dinlenmiş, gösterime giren tiyatro oyunu gibi izlenmiştir.

Düşe kalka vizyonda tutulan çözülme süreci 10 maddelik ihanet ilavesiyle yeniden derlenip toparlanmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak AKP-PKK mutabakatına göz açtırmamakta son derece kararlıyız.

Yıkım projesine nasıl tepki gösterdiysek, çözülme sürecine nasıl direnmişsek, Oslo’dan İmralı ve Kandil’e uzanan hain pazarlıkları nasıl reddetmişsek, daha da fazlasını yapmaya, AKP-PKK’ya nefes aldırmamaya sonuna kadar hazırız.

AKP’yle PKK; tekeri laçkalaşmış, her yeri sallanan, sürekli yalpalayan müzakere kağnısıyla daha fazla gidemeyecektir.

Yok eğer giderse millet hepten kaybedecek, Türkiye’nin yerinde yeller esecektir.

Bizim Dolmabahçe Sarayı’nda balosu yapılan 10 maddelik ihanet metnine sıcak bakmamız, olumlu yaklaşmamız en başta kendimizi inkar, milletimizi hiçe saymak olacaktır.

Bu kapsamda olmak üzere, ihanetin belgeli haline tam bir itirazımız vardır ve maddeler halinde söyleyecek olursak şunlardan teşekkül edecektir:

1- Öcalan canisi örgütünü silahlı mücadeleyi bırakma temelinde, stratejik ve tarihi kararı vermek için bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet etmektedir.

Benzer bir açıklamayı 21 Mart 2013 tarihinde de yaptığı, silahların susmasını, fikirlerin konuşmasını lafta istediği akıllardadır.

PKK silahtan vazgeçmemiş, tetikten elini çekmemiştir.

Sınır dışına çıktı çıkıyor denilen teröristlerin, yalnızca yaşlı ve hastalıklı olanları vatan topraklarını terk etmişlerdir.

O tarihlerde gerek Erdoğan, gerekse de diğer AKP’liler bundan sızlanmışlar, farklı zeminlerde eleştirmişler, millete söyledikleri yalanlarını bizzat tekzip etmek durumunda kalmışlardır.

Diyeceğim odur ki, PKK’nın silah bırakma çağrısı zaman kazanmaya dönük bir manevradır ve kandırmacadan ibarettir.

Silah bırakan varsa o da AKP Hükümeti’dir.

Silahları gömen, indiren, kılıfına sokan varsa o da Türk devletidir.

PKK’nın silah bırakacağını, silahla yollarını ayıracağını ummak ve beklemek ahmaklık ve gaflettir.

Bilakis Kandil’den ve HDP’nin çok konuşan Eşbaşkanından silahlarla yolların ayrılacağına dair en ufak teselli edici söz işitilmemiştir.

Bu Eşbaşkan, Hükümet’in uygulamalarını hala umut verici görmemekte, Kandil’den gelen haberler AKP’yi açığa düşürmektedir.

Kamuoyuna yansıyan 7 aşamalı silah bırakma etapları da psikolojik ve algı operasyonudur.

Kiralık terör örgütü PKK, bu zamana kadar silahlı eylemleriyle gelmiş.131

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir